Elektronik İmza ve Uslanmayan BT Sektörü

By |

Bir bilgisayar çöplüğü haline gelen ülkemizde, bugüne kadar yaptıkları hatalardan ders almalarını beklediğimiz BT şirketleri, şimdi yine bir başka hatanın eşiğinde.

Muhasebeciler ve avukatlar için anlatılan cehennem öykülerine, ülkemizdeki bilgi teknolojileri sektörünü de tartışmasız bir şekilde eklemek gerek. Artık kimse on bilgisayara on yazıcı almıyor, gereksiz yazılımlara yüzbinlerce dolar ödemiyor diye yeni kazanç kapıları arayan bazı BT şirketleri, sonunda aradıklarını bulmuş gibi görünüyor. Bu noktada büyük olsun küçük olsun, özel sektör şirketleri çok fazla tuzağa düşmediğinden kamu daha cazip görünüyor. Bir de elektronik imza yasası gibi ‘kendisi var, yönetmeliği yok’ belirsiz bir alan yaratıldı mı, bu sektörün keyfine diyecek yok. Şimdi gündemde elektronik imza yasası var. Yasaya göre, Telekomünikasyon Kurumu’ndan yetki alan her şirket, elektronik imza sertifikası verebilecek. Kamu kurumları da elektronik imza sertifikası verebilecek, üstelik onlar için denetim çok daha az. Elbetteki bunları uygun teknik altyapısı olan kurumlar yapabilecek.

Şimdilerde BT sektöründen çok sayıda şirket, kamu kurumlarının, özellikle belediyelerin, kapısını çalıp ‘biz size yazılım donanım verelim, siz de Telekomünikasyon Kurumu’ndan izin alıp elektronik imza sertifikası vermeye başlayın, bu işte iyi para var’ temasını işliyor. Kaynak sıkıntısı yaşayan çok sayıda belediye başkanı da, mal bulmuş Mağribi gibi balıklama bu işe atlıyor. Oysa bu iş o kadar basit değil. Öncelikle çok büyük gelir getirecek bir iş modeli yok ortada. İkincisi, kurumsal sertifikaların verilmesinde ciddi bir veri tabanına ihtiyaç var. Veritabanının sağlıklı ve güncel olması gerekiyor. Bu veritabanı da ülkemizde birkaç büyük kurumda var. Kişisel imza sertifikası satmaya kalksanız acaba kaç kişi alır, kaç kişi elektronik imza kullanır, çok açık ortada. Aslında kimlerin sertifika sağlayıcı olabileceğiyle ilgili manzara çok net bir şekilde görülüyor. Buna karşın BT sektöründen bazı yazılım ve donanımcıların, yeni bir çöplük yaratma noktasında hesapsız girişimleri, gereksiz kaynak israfına yol açacak gibi görünüyor. Kamu kurumları zaten ellerindeki sınırlı kaynakları bu türden verimsiz projelere yöneltmek yerine daha akılcı kullanmaya bakmalı. Bu işe soyunması gerekenler ise ellerinde ciddi veritabanı bulunan kurumlar olmalı.

Hyundai’nin Tele Anketi
Hyundai, ülkemizde yerli üretim yapan otomobil şirketlerine rakip olarak geldi. Ciddi bir atakla önemli bir pazar payının sahibi oldu. Bundan sonra atacağı adımlarda daha dikkatli olmalı. Ben de bir Hyundai kullanıcısıyım. Bana verilen servis imkanlarından ne kadar memnun olduğumu araştıran bir tele anket uygulamasına maruz kaldım. Çok şaşırdım. Hyundai adına bir bayan, sabah saat 10.00 sularında beni mobil telefonumdan arayarak, bazı sorular soracağını söyledi. Konu otomobilim olunca çok direnmedim, ama anket yaklaşık 6 dakika sürdü. Müşteri memnuniyeti sağlamak için yapılan bu çalışma, müşteri şikayeti yaratacak tarzda bir sonuç yarattı. Bu devirde kim, kimin mobil numarasını 5-6 dakika meşgul etme hakkını kendinde görebilir ki. Siz şimdi beni düşündüğünüzü, servisin kalitesinin artmasını amaçladığınızı filan anlatacaksınız, ama buna kimse inanmayacak. Siz daha ucuz olsun diye tele anket yaptınız. Hem kolay hem de ucuz yoldan bilgi topladınız. “Madem bu kadar rahatsız oldunuz telefonu kapatabilirdiniz” dediğinizi duyar gibiyim. Ama söz konusu olan otomobilim olunca zafiyet göstermem çok doğal değil mi? Bu, Hyundai’nin müşterisini çok önemsemediğini gösteren ilk uygulaması değil. Bundan önce de bir çok servis istasyonunu müşterilerine danışmadan kapatma yoluna gitmişti. Ben halen Hyundai kullanmaya devam ediyorum. Bunları da ‘dost acı söyler’ kabilinden kabul etmenizi ümit ediyorum.

Kaynak: İnfomag Dergisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir